18 Haziran 2010 Cuma

NASIL DOĞURMALI?

Gebelik, doğum ve bebek bakımı konularında her devrin bir modası olduğunu anlamış bulunuyorum. Bir zamanlar bebekleri hazır mamayla beslemek moda iken şimdi emzirmek revaçta örneğin. Bu modalara dört koldan öyle bir ikna mekanizması eşlik ediyor ki modaya uymadığınız takdirde adeta suçlu ve vicdansız addediliyorsunuz. Derslerimden birinde öğrencilerime siyasi veya ticari propaganda ve ikna yöntemlerini öğretiyorum, işte bu yöntemlerin aynıları işliyor doğum ve bebek bakımı söz konusu olduğunda da. Nasıl mı?

Bir kere ikna ve propaganda yöntemleri bireylerin tutum, kanı ve eylemlerini değiştirmeyi hedefler. Bunun için de önce olguları, istatistikleri ve bilimsel araştırma sonuçlarını ön plana çıkaran bilgiler ardı ardına yağdırılır. Emin olun sunulan tüm olguların, istatistiklerin ve bilimsel araştırma sonuçlarının tam tersini ortaya koyan bilgileri bulmak da mümkündür. Gün gelip moda değiştiğinde bu sefer o rakamlar ortaya çıkarılacak ve ikna mekanizması oradan başlatılacaktır. İkinci olarak çeşitli insan hikâyeleri ve deneyimlerin paylaşılması yoluyla başta verilen mekanik bilgiler kişiselleştirilir ve sıcaklaştırılır. Üçüncüsü verilen mesajların duygulara hitap etmesine özen gösterilir. Dördüncüsü propagandanın hedefi olan kitleye hep bireysel olarak hitap edilir ve “sen özelsin, teksin, biriciksin” mesajı verilmeye çalışılır. Beşincisi tutum, kanı ve eylemler her ne yönde değiştirilmeye çalışılıyor ise, bunların tam tersi yönde hareket eden bireyler “öcü” gibi gösterilir. Daha fazla detaya girmeyeyim ve uzatmayayım ama yukarıdaki açıklamalar doğrultusunda son dönemde kanunen bir mecburiyet haline getirilen araba koltuğu kullanma zorunluluğunu düşünün örneğin. Bu örneğin içinde yukarıda saydığım her şeyi bulacaksınız.

Sadede gelecek olursak. Son dönemde bu saydığım ikna süreçlerinin normal doğum yapma ve emzirmeyi özendirme hususlarında da işlediğini görüyorum. Dün hamile bir arkadaşım telefonda bana “normal doğum yapamaz ve emziremezsem kötü anne olacakmışım gibi hissediyorum” dedi. Gerçekten de şimdilerde gebe kadınların kendi seçimleriyle sezaryen olmaya karar vermeleri ve/veya emzirmek istememeleri adeta vicdansızlık, canilik addediliyor. Çünkü devir böyle ve sektör şu sıralar buna göre şekillenmiş durumda. Bunu gittiğim “Bebeğim olacak” seminerinde de hissetmiştim. Seminerin yapıldığı salonda yaklaşık 30-40 kadar gebe bir aradaydık. Ayşe hemşire hepimizin normal doğum yapacağını varsayarak yalnızca normal doğuma yönelik bilgiler verdi, sezaryen diye bir yöntem sanki yeryüzünde yoktu. Merak ediyorum acaba o salondaki kadınların kaçı gerçekten normal doğum yapabilecek.

Bütün bunları düşünüyorum çünkü henüz nasıl doğum yapacağıma karar verebilmiş değilim. Doktorum da “bu konuya fazla kafa yorma, sonra konuşuruz” diyor. İçin için sezaryene meylettiğimi fark ediyorum ama sanırım şimdiye kadar ben de bunun bir başarısızlık sayılacağı hissiyatındaymışım. Bunu dün arkadaşım dile getirdiğinde fark ettim. O telefon konuşmasından beri neden böyle hissettiğimi kurcalayıp durdum zihnimde. Sonunda ortaya bu yazı çıktı işte.

2 yorum:

  1. Kardeeeşşşş, mevzu derin mevzu, öyle sektör zorlaması propaganda gazı dinlemez. Bence iç sesini dinle, Ekin'le konuş. Kimin ne dediği önemli değil, asıl sen ne şekilde yapmak istiyorsun o önemli. İkinizin sağlığını düşünerek bir karara varmalısın diyorum.Nokta.

    YanıtlaSil
  2. öyle bir blog üzerinden geldim buraya,yazın gözüme çarptı.Çok içten yazmışsın. Bir baskı olduğu aşikar,bende bir forumda artık taşmış ve ne demek normal doğuramadıysak bu kadarda aşağalanmalımıyız diye yazmıştım :)Ben normal doğum istedim,ama 12 saat sancıdan sonra olmadı,sezeryana girdim, hayırlısı buymuş demek ki.Herşeyi doğalı normali güzel ama baskı olmamalı,herkesin kendi isteği ve seçimi ve zorunluluğu olabiliyor aynı şey emzirme içinde geçerli.Önemli olan bebeğine sağlıkla kavuşman gerisi hikaye... güzel bir doğum dilerim.

    YanıtlaSil